İntihar hakkında

Bu yazıyı yazmak istesem de nerden başlayacağımı bilmiyorum. Nerden tutsan elinde kalan konular var ya hani… Bu da onlardan biri.

İnsan doğduğundan itibaren, bilinci yerine geldiğinden beri bir anlam arayışındadır. Bu en temel insan dürtülerindendir. Neden hayatta olduğumuzu, hayatın ne olduğunu ve ölümü düşünürüz. Yaşam, içerisine atıldığımız bir oyun alanıdır. Bu alanda birçok insanla tanışırız ve çeşitli oyun alanlarımız olur. Önce oyun arkadaşımız ebeveynlerimizdir. Temel yaşam becerilerini öğreniriz ve bu konularda gelişiriz. Bize verilen küçük görevleri yerine getirerek hayata dair doyumlar sağlarız. Sonra okul hayatında yeni arkadaşlar ve görevler vardır. Güvenli arkadaşlıklar ve iyi bir karne güzel yaşam için yeterlidir. Ve o karanlık çağ; ergenlik gelir. Orada sorgular başlar: ”Neden varız?”

İnsanın neden var olduğuna herhangi bir açıklama yapmam maalesef mümkün değil. Koskoca evrende varız işte. Asıl konu neden var olduğumuz değil, bu varlık ile ne yaptığımızdır. Hayatı bir şekilde yaşıyoruz. Sonuçta herkes nefes alıyor fakat buna yaşamak denir mi? Hayatta olmak ile yaşamak arasında bence farklar var. Hayatta olmak sadece nefes alan canlılar için geçerliyken, yaşamak, bir ömrün içinde aktif olduğumuz zamanlara verilen addır. Sağlıklı bir insanın yaşadığını hissetmesi için neler olabilir? Örneğin tatmin edici akademik bir başarı, sağlam dostluklar, yeterli maddi güç, sağlık, aile bağları gibi şeyler… Ve insanın nefes aldığını hissettiği o kısa anlar; güzel bir kahve kokusu, doğru eş seçimi, dinlendirici bir tatil… Bunların hepsinin olduğu yaşamlar var mıdır emin değilim ama yokluğunu daha çok insanın yaşadığını düşünüyorum. İdealizasyon yaptığımız bu insan belki sadece dizilerde vardır, kim bilir?

Peki yokluktan bahsedelim. kötü bir akademik başarı, yanlış iş seçimi veya işsizlik, yanlış eş seçimi veya yalnızlık, kötü aile bağları, hastalıklar, tatilsizlik… Bu durumda yine nefes alabiliriz fakat yaşamaktan bahsedebilir miyiz?

Canlıların birçok ortak noktası vardır. Doğum, ölüm, üreme, beslenme, boşaltım, uyum vs. gibi. Ve bizler her gün, her allahın günü bunların çoğunu gerçekleştiririz. Başta sadece bunları öğrenmek yeterlidir. Nasıl yapılacağını öğrenir ve uygularız. Temel yaşam becerilerine ek olarak bir de hayatı güzelleştirmek için gerekli olan şeylere zaman harcarız. İşe gitmek, güzel giyinmek, sevdiğimiz mekanlarda takılmak, arkadaşlarla sohbet gibi. Bunlar, hayatı daha anlamlı kılmaya, nefes alabilmeye ve hayatın daha kaliteli olmasına yardımcı olur. Bizi tutan hiç kimse ve hiçbir şey yok. Bu eylemlerin hiçbirini yapmak zorunda değiliz. Yine de yapıyoruz. Peki neden?

Hayata bir şekilde gelmişiz. Ve ölümünü bilen tek canlı olarak yine de yaşıyoruz. Hayatın zaten kendisi; ölümün tam zıttı olarak, bir tercih. Sadece günümüzün nasıl geçeceğini değil, her sabah uyandığımızda yaşamayı tercih ediyoruz. Bu bilinçli bir karar mı? Üzerine çok düşünmüyorsanız hayır. ”Sadece” yaşıyoruz. Anlamlı şeyler bulmaya çalışıyor ve renklenmeye gayret gösteriyoruz. Bir yerlerde aksilik olduğunda, takılıp kaldığımızda, hormonlar nedeniyle veya yaşamın kendi akışından kaynaklı yaşayamıyoruz ve ölümü düşünüyoruz diyelim. Bu sefer de ölüm olgusunu ele almak lazım. Ölüm, yine yaşam gibi başlangıcı karanlık ve bilinmez. Yani düşünsene, sonrası ne? Sonrası yok. Koca bir boşluk. Ruhun tekrar geri mi gelecek, hayvan ya da bitki mi olacaksın, yoksa evrene dağılacak mı, bilinmez.

Çoğu zaman intihar, bir ölüm arzusu değil, acının sonlanmasını isteme halidir. Dünya acı, belirsizlik, kaos ile doludur. Yaşam ızdıraplıdır. Varoluş sancısı, bilişsel kapasitesi olan her insan için zorlayıcıdır. Bilinç fazlalığı, kötümserlik getirir. Acıyı çekince doğal olarak bitsin isteriz. Aynı şekilde ölümü hissedince bir anda korku ile yaşama tutunuruz. Bu bizim doğamızda var. İnsan yaşamaya görünmez bir bağ ile bağlı. Asıl merak ettiğim; yaşamayı her gün nasıl seçtiğimizdir. Antinatalizm felsefesinden bahsetmek isterim. Bu görüşe göre canlı, asla doğmamalı ve acı bu şekilde önlenmelidir. Canlıyı öldürme değil de, hiç var olmaması üzerine bir felsefe. Dünyaya geldiğimizde acı çekeceğiz ve acının varlığı kötü, hazzın varlığı iyidir. ”Hayat çok güzel demek” zihnin bir savunma mekanizmasıdır. E o zaman, her şeyin de ötesinde ”neden intihar etmiyoruz?”

Klinik psikolojide insanların hayata tutunma nedenlerini ölçen bir ölçek var (Reasons for Living). Oraya baktığımızda da aslında tablo çok benzer… Bu ölçeğe göre bizi hayatta tutan nedenler şunlar:

    • Yaşama ve geleceğe dair inanç/umut

    • Aile ve yakınlara duyulan sorumluluk

    • Çocuklarla/bağımlı kişilerle ilgili sorumluluklar

    • İntihar eylemine ve sonrasına dair korkular

    • Sosyal onaylanmama/damgalanma korkusu

    • Ahlaki veya dini inançlar

Bir yanımız acı ve ızdırap içindeyken, diğer yanımız başlangıçtan beri kurduğumuz, kendi ellerimizle var ettiğimiz hayattan vazgeçmek istemiyor. Belirsizlik bir yandan kötüyken bir yandan iyi bir şey oluyor. Çünkü belirsizlik sürprizlerle doludur ve aslında en güzeli, hatta unutulmaması gereken şey; bir şeyler her zaman son bulur. İyi ya da kötü fark etmez. Her şeyin bir sonu vardır. Demek ki durumlar ne kadar kötü olursa olsun, bir gün şartları değişecektir. Ha belki daha da kötü olur. ”Yaşamadan” bilemeyiz.

Ölüm, kimileri için kalanlara bir ceza veya hayattan gidebilmeyi tercih etmiş cesurların işidir. Kimilerine göre de korkakların yaptığı bir şey. Bunlar birbirinin tam tersiyken, kimsenin bu konuda net olabileceğini düşünmüyorum. Tek bildiğim, farkındalıkla ve isteğimiz ile dünyaya gelmediğimiz. Seçim sonucu var olmadığımız bir yerden gitmek, gidebilmek her zaman bir tercih. Bu tercihten kimse sorumlu değil. Yine de günün sonunda her gün yaşamayı seçmek bir başkaldırı ve irade eylemi. Kimlerin gelip-gittiğini-geleceğini bilmiyoruz. Sonrası ne olacak bilmiyoruz. Her yaşadığımız şey zamanla şekil alan bir oyun hamuru. Bilinmezliğin içerisinde zaman zaman mutlu olan, zaman zaman acı içinde kahrolan canlılarız. Madem tek jeton hakkımız var, yanınca oyundan çıkıyoruz, o zaman sonuna kadar oynamak lazım. Hayatın güzel olduğunu söylemiyorum. Sadece onu güzelleştirecek, anlamlı kılacak, bizi besleyen şeyler bulmamız gerektiğini söylüyorum. Tatlı bir ilkbahar kokusu, narin bir kelebeğe dokunmak, aşık olmak, deniz kenarında mangal… Güzel olan ne varsa, onun peşinde koşarak zaten geçecek bir ömür. Partiden erken kaçmaya lüzum var mı? Hiç sanmam.

 

Dipnot: Eğer ölüm hakkında düşünceleriniz varsa lütfen en kısa sürede bir uzmana danışın ve destek alın.

Visited 1 times, 1 visit(s) today