Davulun dengi dengine çaldığı şu dünyada fakirlik veya zenginlik ilişkiyi nasıl etkiler? Fakirlerin aşk evlilikleri zamanla neye dönüşür? Zengin-fakir ile evlenebilir mi?
Sosyolojide “sosyoekonomik homogami” diye bir kavram vardır. Benzer ekonomik sınıfların birbiriyle ilişki kurması anlamına gelir. Bakalım bakalım bunlar nasıl olur?
Zengin-zengin evlilikleri: Daha istikrarlıdır. Sebep sadece para değil, benzer sosyal çevre, eğitim seviyesi ve finans güvenceleridir. Araştırmalara göre zenginlerin boşanma istatistikleri fakirlere göre daha azdır.
Fakir-fakir evliliği: Bir yerde bir benzetme okumuştum. Bu durumda evlilik, hayatta kalma mücadelesi üzerine kurulur. Ekonomik şartlara bağlı şekilde ilişki gelgit yaşar, stres yüksek seviyededir.
Rand Conger aile stresi modelinde, bu durumu şöyle açıklar:
ekonomik baskı ->psikolojik sıkıntı -> ilişkisel çatışma -> evlilik doyumunda düşüş
Maddi imkanlar kısıtlı iken maddiyata dayalı hata yapmamak zorunda kalırsınız. En küçük hatalar kavga sebebi olur. Sürekli geçim derdi bilişsel kapasiteyi azalttığı gibi bir de vücuda stres yükler. Sevgi olsa bile bu stres, ilgisiz ve çökkün olmanızı sağlar. Taraflar imkansızlıklardan dolayı kendini yetersiz hisseder ve hayat doyumuna ulaşamaz.
Eş desteği her zaman önemlidir. Birbirine takdir etmek, zorluklara birlikte göğüs germek sağlıklı bir ilişkinin anahtarıdır fakat fakirlikte bu sadece geçici bir durum oluşturur. Kronik yoksullukta kişi önce kendini sonra etrafını duygusal olarak tüketebilir. Aile büyüklerinden destek almak da geçici çözümlerdendir ve başkalarının ilişkiye müdahale etmesiyle sonuçlanır. Yani para aşkı/mutluluğu getirmez ama yokluğu aşkı/mutluluğu götürür.
Eskiden bu fakirlik yok muydu? Elbette vardı hatta fiziksel şartlar daha zordu. Benzer sosyoekonomideki insanlarla mahalle/komşu kültürü varken şimdi Instagram vitrini görünürlüğü ortaya çıktı. “Herkes hayatı yaşıyor ben kaçırıyorum hissi” (Fomo etkisi) hepimizin dönem dönem yaşadığı bir düşünce. Yoksulluk artık kader değil de yetersizlik olarak lanse ediliyor. “Çalışırsan her şeyi başarırsın, yoksa tembel, beceriksizsin” düşüncesi yerleştiriliyor. Bir de teknoloji ile birlikte “sen her şeyin en iyisine layıksın” olayı var ki temel ihtiyaçlarımız yetmiyor gibi hep daha lüks ve gereksiz şeylere yönlendiriliyoruz. Hemen her şeyi tek tıkla elde edebilmek varken, zorluklara beraber göğüs germek, beraber savaşmak önemini yitirdi diyebilirim.
Filmlerde romantizm üst safhada olur ve “ben seninle kuru ekmek yemeye bile hazırım” derler. Sebebi elbette aşktır. Aşık olunca dopamin, norepinefrin, adrenalin, oksitosin ve vazopressin salgılanır ayrıca serotonin düşüşü yaşanır. Bu da geçici bir körlük yaşatır insana. Her şeyin üstesinden gelebileceğinizi zannettiğiniz hal bundandır. Peki bu ne kadar gerçekçi? Eşler birbirine “beni bu hayatta sen mahkum ettin” diye suçlamazsa, düşman gibi davranmazsa, kader arkadaşı gibi zorlukların üstesinden gelmek isterlerse, beklentileri sıfırlar ve kendilerini başkalarıyla kıyaslamazlarsa pekala bir ihtimaldir.
Farklı bir duruma bakalım; fakirler, zenginlerle evlenebilir mi? Elbette evlenebilir fakat bu sefer de kendini borçlu hissetme, uyum sorunu, aile çatışması, değer algısı farkı, değiştirme girişimi gibi sorunlar ortaya çıkar.
Demem o ki kendi sosyal ekonomik durumumuza uygun biriyle birlikte olmak daha sağlıklı duruyor. Madem zengin olamıyoruz o zaman da fakirlikle beraber mücadele ile edebileceğimiz o mükemmel insanı bulalım bari.
