“Dünya bir toz bulutuydu” kadar eskiye gitmeden 90’lara dönüş yapıyoruz. Fantazi arabesk furyası hakim. Kadın düşmanlığı had safhada. “Sek erkek” deyimi falan var. Vurdu mu oturtan, sevdiğini ölümüne kıskanan, kıyafete karışan, sözünden dönmeyen, az-öz konuşan, duygularından bahsetmeyen, döşü kıllı, döver de severdi erkeği.
Sonra allahtan metroseksüel kavramı geliyor. Bu sefer erkek yine sek ama daha bakımlı. Deodorant, manikür-pedikür normalleşiyor, saçlar farklı uzunluklarda kullanılabiliyor, döşlerdeki kıllar temizleniyor… Ülkedeki feminizm hareketinin görünürlüğü, dünyadaki pop müziğin evrimi (öyle deme vallahi etkili) ve en önemlisi kadınların iş hayatında daha aktif olup koca eline bakmaması ile bireyselleşme hareketi başlıyor. Bundan sonra artık kadınlar gibi erkekler de bakımlı. Seçenekler herkes için çok. Erkekler de maske yapıyor, saçını sakalını siyaha boyuyor, ağda yapıyor, kıyafetlerini özgürce seçiyor, duygu ve düşüncelerini söylemeye daha yatkın ayrıca seks için evlenme zorluğu yok ve dilediği gibi partner bulabiliyor.
Özellikle Z kuşağının etkisiyle şimdilerde ortaya çıkan “prenses erkek” tanımına bakalım. Bu tanım trip atan, hediye almayan, kıskanmayan, her şey karşıdan bekleyen ve anladığım kadarıyla sevdiği için çaba göstermeyen erkeğe deniyor. Bir ilişkide erkek aktif bir davranış göstermeyince bütün roller kadına kalıyor. Bu da erkeği “prensesleştiriyor”. Bu kırılma şimdilerde eril erkek talep etmeye doğru dönüşüyor. Peki “eril erkek” ne demek? Yazının en başında bahsettiğim “sek” (hanzo) erkek demek. Bunu talep edenler, o dönemleri yaşamadıkları için ne dilediklerine dikkat etmiyorlar. Bu ülkede eril denince maalesef taciz, tecavüz ve her türlü şiddetle kavramı paket halinde beraberinde geliyor. Hak savunucuları zaten zar zor kendini açabilen erkeklere ulaşabilmişken tekrar erilliğe dönmek bana açıkçası korkunç geliyor.
“Ya o zaman kadınlar ne istiyor?” Bu soruyu başlı başına cevaplaması zor olsa da herkes aslında farklı bir şey istiyor. X kadar kadın ve lubun popülasyonu var diyelim. Aslında herkes kendine uygun olan, uniq birini arıyor. X kadar sayıdan bahsettiğimiz için, zamanla değişen bu akımlarla da birlikte, sanki kadınlar ne istediğini bilmiyormuş gibi görünse de herkes kendi düşüncesine uygun olanı arıyor.
Erkeklerin çok üstüne gidiyoruz… Onlar da haliyle kimlik karmaşası yaşıyor. Her yerde olduğu gibi sürekli bir “kadın gibi kadın, erkek gibi erkek” toplum meselesi burada da karşımıza çıkıyor. İnsanları kimliği veya eksiklikleri ile eleştirmeden önce kendimize bakmamız gerek: Biz kendimizi nasıl var ediyoruz? Kendimizi yansıttığımız kişi miyiz yoksa toplumsal baskı ile oluşan bir rol müyüz?
Velhasıl bu toplumsal roller her dönem değişiyor. Aslolan kadın, erkek, lubunya demeden iyi kalpli, düşünceli, anlayışlı, duygu ve düşüncelerini söyleyebilen kişidir. Hepimiz etrafında olmasından hoşlanacağı tip budur. Ne kadar zaman geçerse geçsin yanına yoldaş olacak insanlardan bekleyeceği şekil-şudur tamamen bunlardan ibarettir.
