Bu dönemin eseri de böyle olsun

Bu dönemin eseri de böyle olsun

2+ senedir yazı yazmıyorum. Yazmadıkça birikiyor zaman. Yeniden üretmek için edebiyat perilerini bekledikçe bir türlü gelmediler. Acaba tarih boyunca yaşanan “yazar tıkanıklıkları” da böyle mi yaşanıyor? Sanki bana Dostoyevski…

Peki bu dönemde ne oldu? Depresyon oldu dostlar. Kimileri bu kavrama inanmasa da böyle bir rahatsızlık maalesef mevcut. Başlarda belirtileri bilmeme rağmen ben bile kabul etmek istemedim. Sonra baktım depresyon ölçeğinin belirtilerini cayır cayır yaşıyorum, doktora doğru yol aldım. İlaç tedavisi artı terapi ile depresyon yolculuğu başladı. Sadece yaşayan bilir, bu dönemde insan içinden hiçbir şey gelmiyor. Bırak üretmeyi, yaşamak bile zulüm oluyor. Evde eşyalar bir yerde, ben bir yerde. Ne yataktan çıkmak, ne insan görmek… Gece aynı, gündüz aynı, her gün birbirinin çirkin bir kopyası. Yemek yemek, duş almak,uyumak ya hiç olmayan ya da aşırıya kaçılan şeyler oluyor. Bir insana en fazla yarım saat katlanabiliyorsunuz. Konuşulanlar boş, eylemler boş, nefes almak bile boşken  hiçbir şeyin anlamı kalmıyor. Bu durumu yaşayan nadir kişiler empati kurmaya çalışsa da psikolojiye, depresyona inanmayanların sayısı oldukça fazla. Kendi kendime yapıyormuşum bunu, çıkıp hayata karışmalıymışım, aslında depresyonda değilmişim… Ben ne yaşadığımı bilmiyormuşum gibi bir sürü akıl verdiler. Bu durum şuna benziyor: ben karanlık bir odadayım, diğer odadan insanlar sesleniyor “hey, burada güneş var! aydınlık göz alıcı bir güneş. buraya gelebilirsin, görebilirsin.” Ben de biliyorum orada güneş var ama anlatmaya çalışıyorum ya, benim odam kapkaranlık.

Bu dönemde neler yaptım? Sabrım oldukça insanlarla tanıştım. Kısa süreli de olsa sohbetler etmeye çalıştım. Enerjimi biraz toplayabilirsem spor yaptım -ki depresyona en iyi gelen şeyin spor olduğu artık iyice bilinen bilimsel bir gerçek. Arada mandala gibi az enerji gerektiren birkaç hobi buldum. Yürümeye çalıştım. Rutinimde ne varsa (genelde hiçbir şey yok) rutini kıracak şeyler yapmaya çalıştım. İlaçlarımı aksatmadım. Ha bir de 2 ay hastanede yattım ama o, belki bir gün, başka bir yazının konusu olur. Malum bloğumda öznel deneyimlerimi yazsam da burayı günlük gibi kullanmıyorum.
Yeni yeni toparlanıyor gibiyim… Eskisi gibi olmayacağımı kabul ediyorum. Bu zamanlar geçse de beni kesinlikle çok değiştirdi. Artık farklı birliğim. Belki hala depresyondayım, belki depresyon geçti gitti ve üzerime bu ölü toprağa bıraktı. Her şekilde yeni beni, inanın ki kabul ediyorum. Başka seçenek yok çünkü; ya akıntıya kapılıp yok olacağız ya da yaşamaya devam edeceğiz. Ben etmeyi tercih ediyorum. Çiçekleri kokluyorum, gündüzleri erken kalkıyorum ve kendime yeni uğraş/hedefler bulmaya çalışıyorum. Bunca zamandan sonra kağıdı-kalemi elime aldım. Yazmak kesinlikle bir terapi yöntemi o yüzdendir ki sanat önce kendim için, sonra toplum için. Ha derseniz ki “bundan bize ne olması?” Benim gibi hissedip bu yazıya denk gelenler inanıyorum ki mutlaka var. Benim gibi bu karanlığı yaşayanlar var. Yalnız değiliz, değilsiniz. Işık olmasa da o karanlığın içinde beraberiz.
Her ne kadar hala odada tek başına oturmak istesek de. Burdayız. Bakın, hala nefes alıyoruz.
Visited 114 times, 1 visit(s) today